Sadece ben. Kalbimi
duyuyor ve insanları tanıyorum. Gördüklerimden hiçbiri gibi
yaratılmamışım; yaşayanlardan hiçbiri gibi yaratılmış olmadığıma
inanmak cüretini gösteriyorum. Öteki insanlardan daha iyi değilsem
bile, hiç olmazsa başkayım...

 

Anonim sordu
hiç fotoğrafın yok seni nasıl göreceğim :)

Sende anonimsin mesela bak ben seni merak ediyor muyum? Bu kadar somutlaştırmayın her şeyi profil fotoğrafım mevcut zaten.

“Nefeslerle sürüp giden yaşamımız, bir su kenarına gelir durur.
Ekmekten Şaraptan öte nimetler vardır.
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.”

“Nefeslerle sürüp giden yaşamımız, bir su kenarına gelir durur.

Ekmekten Şaraptan öte nimetler vardır.

Yürünmez öyle hep, bazen susulur.”

Birisini unutmaya çalışsaydım, kendimden başlardım. İnsan anlamlandıramadığı her şey için, unutmayı seçer çünkü. Onu artık sevmeyeceği kadar ya da eski duygularla hissedemeyeceği kadar çözmeye çalışır. İşte en çok bu sebepten, birini anlamaya çalışsaydım yine kendimden başlardım.

Belirli kırılma anları vardır her duygunun. Yastığını bacaklarının arasına aldıgında kendini dünyanın en mutlu insanı gibi hissediyorsan muhtemelen anlamadığın bir insanın şu an o bacak arandaki, ihtiyaç duyduğun boşluğu dolduramadığı içindir. Mutlu gibi hissetsen de kendini kabul et, insan yalnız uyumaktan nefret ettiği zaman büyür. Nefret ettiği kadar da büyür.

Kendini “arada olur öyle” deyip geçiştirdiğin anlar vardır. Bir duyguyu hangi cebinde unuttuğunu bilemediğin zamanlar.  Aklının ipleri senin elindedir, ama bakarsın ki uçurtman tellere takılmış. İyiyim dersin, ben iyiyim. Bilirsin bir kez ölünmez hayatta. Ölüm sadece hayata verdiğin molalardır.

Biraz özlersin…

Yağmur yağdıgında şiddetini hesaplamak için ellerini damlalara açmayı özlersin…

Oturdugun bankta, eskiden bıraktığın neşeni özlersin…

Aynı mekanlardan geçtiğinde, bıraktığın anıları özlersin…

Bir şehrin ve içinde yaşayan insanların senin için ölmesi, tek bir insana bağlıdır. Biri gider bütün anlamlar onu takip eder.

Böyle yaşayamazsın. Ama şehri de terk etmek gelmez içinden. Yollarının bir gün kesişme ihtimaline olan inancın vardır dolaplarının askısında. Daha en güzel kıyafetini giyip, podyum yapıp bütün şehrin caddelerini, karşına çıkacağını ummak vardır. Umut güzel kelimedir lakin .Fazlası umutlarını öldürse de.

En çok da anlatamayacağın hikayelere üzülürsün. Bir şarkıyı eski duygularla dinleyememek ise fazlasıyla acı verir insana. Başka birinden beklediğin, duymak istediğin cümleleri, başka zamanda başka bir insandan duymak yeterince berbattır ya da.

Bilirsin işte, tam sen alışmışken o mutsuz haline, mekanlara ,insanlara birisi gelir mutsuzluğunun rutinliğini bile elinden alır.

Batan geminin umutsuzluğu bunlar, bir alana bir de bedava. Alışık oldugu bir mutsuzlun bozulmasını sindiremez insan. Çünkü bilir ki bundan sonrası için ondan daha farklı ve daha büyük hayal kırıkları olacaktır. Bir de onlara alışması gerekir.

Yine de o mutsuzluğu yaşamak gelir içinden. Her insan biraz mazoşisttir. Bunu yaşamazsam içimde kalır dediğin ne varsa, yaşadıktan sonra içine oturur. Kapalı oda kapılarının ardında yaşanan sevişmelerin, mazoşit bir sancıya dönüşür. Düşünmek istersin, devam etseydik , hikayeleri tüketseydik ne olurdu bilmek istersin. Söylemediğin kelimeler, herkesten önce çekip vurur seni.

Susmak bazen sadece susmaktır. O susar, sen kelimelere yetemezsin. Aynı dili konuştuğun insanla aynı dilde susman  gerekir bazen.o Susarak git der, sen konusarak kalmak istersin.

Senin kırıldıgın bir yer vardır artık. Seni kırmak için biri dokunmustur ve artık ister istemez onun yüzünden  yarım kaldığını düşündüğün bir hikayen vardır geride. Artık sen de insanları aynı noktadan kırmaya çalısırsın . Tek bir insanın sucunu başka insanlardan alarak ödeştiğini zannedersin hayatla. Pardon ama sonu getirilmemiş hikayelerin için gecelerin hiç bir suçu yok.

Şimdi kalk bir avuç anı topla fotoğraflardan. Bir fotoğraf çekil ve sana istediğin kadar anı kaçırma fırsat versin hayat sonrasında. Şimdi bir avuç boşlukla yıka suratını kendine gelmek için. Son kez yaşadıgın en güzel anı hatırla, artık beyaz çarşafını o kadar da sık değiştirmek zorunda kalmadığını sonra.  Yaşadığın zamanlara dön ama son kez. Şimdilerde hata olarak baktığın günlerin, aslında sana unutulmaz hikayeler verdiğini hatırla. Aynı hataları bir kez daha yapma şansın olsa daha güzel yapacağını hatırla. Ve şimdi bırak. Son olarak artık bir şeyleri değiştirme yetisine sahip olmadıgını hatırla ve bırak. Senin menzilin artık bulmak değil dönmektir. Kendine dogru.

Artık birini hatırlamaya başlayacaksan kendinden başlasan iyi olur.Hiç kullanılmamış bir gülücük bağışla kendine ve affetmeye başla kendini.

Barış Yürümez

“Seni seviyorum da, seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum.”

Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin.
Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım.
Sevmekse gönlümce sevmeliyim.
Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı.
Ölmekse istediğim anda ölmeliyim

Kurt Cobain

Elde etmeyi çok istediğin ya da elde ettiğinde hep senin kalabilmesini istediğin bir şeyi kaybettiğinde hayat onu başka suretlerde senin karşına çıkartıyor. Fakat hevesin kalmadığı için de artık bir önemi kalmıyor.

Dolayısıyla belli bir süre sonra hiçbir nesneyi veya kimseyi çok sevecek kadar nefret etmemeye başlıyorsun kendinden. Çünkü biliyorsun artık, geçmişte buruşturup ya da katlayıp aklının bir ucuna koyduğun bir insan, nesne veya herhangi bir şey zamanı geldiğinde tekrar hatırlanacak. Anlıyorsun unutmak diye bir şey yok, yalnızca hatırlamaya ara vermek var.

Kendi hikayende bile figüran olmuşken, inanmıyorsun artık anlatılan hiçbir hikayeye.

Kırmızı Başlıklı Kız orospu oluyor gözünde.

Uyuyan güzeli uyandıracak gücü bulamıyorsun.

Siksen adam olmayacak insanları gördükten sonra, bir prensesin bir kurbağayı öperek Prens’e çevirmesine inanmıyorsun.

Sonra başka hikayeleri kendin yazıyorsun tekrar

“Kırmızı başlıklı kızı kurtlar yedi, uyuyan güzel bir daha uyanmadı, rapunzeli kurtaramadık.”

bir kadının göğsüne yapışacak ellerin
korkularında bir adam saracak seni
ilk kez savunmasız uyuyacaksın
gözlerin kapalı güleceksin
sıçrayacaksın bakışların dilsin
onlar gibi olacaksın
yürüyeceksin güleceksin
yarım yamalak sözlerde güldüreceksin
alaza çalacak bedenin yanacaksın
acı tatlı renkler yutturacaklar şaşacaksın
mızıkçılığı öğretecek oyunların
oyuncaklarınsa vurmayı kırmayı
seni anlayan kimse yok…

-Arzu Altınçiçek-

“Terk ettiklerimi dikiz aynalarında aramak artık acıtmıyordu beni…Ama birden farkettim ki ne ben, ne de başka birisi hiçbir yere ait değildi. Aidiyet bir kandırmacaydı küçük çocuklara anlatılan. Hiçbir yerde hiç kimse beklemiyordu beni.Nasıl bu hale geldim? Nasıl bu kadar insanlıktan çıkabildim? Seyrettiğim filmlerdeki kahramanların gerçek olabileceklerine nasıl inandım?”


Kinyas ve Kayra’dan

Sözler verilir,sözler tutulmaz,sen Pinokyo’ları fark edemez hale gelirsin.
Uyuşursun zaten bir süre sonra, algıda sıçıcı olmaya başlarsın.
Bir şeye inanırsan, vardır. Bir şeye inanmazsan, yoktur.
Tanrı vardır. Tanrı yoktur. Aşk vardır. Aşk yoktur.
-Plasebo etkisi-

Ne demiş Cahit Sıtkı: “Rakı akşam içilir. Akşamın karanlığında günün üzerimizde bıraktığı etkiyi azaltmak, rahatlamak ve biraz olsun dertlerimizden uzaklaşmak için içilir. Aynı zamanda akşam olduğunda herşey görmek zorunda kalmayız. Canımızın istediklerini, kalbimizin hissettiklerini, kısacası görmek istediklerimizi görürüz.” Kahve ile en büyük arasındaki fark da budur değil mi rakının. Kahve geleceğe içilir, rakı geçmişe… Bir de bu mereti insan neyi eksikse ona içer. “Şerefe” içilmez o yüzden rakı bana göre. Eksik neyimiz varsa; ona o zaman.

Ne demiş Cahit Sıtkı: “Rakı akşam içilir. Akşamın karanlığında günün üzerimizde bıraktığı etkiyi azaltmak, rahatlamak ve biraz olsun dertlerimizden uzaklaşmak için içilir. Aynı zamanda akşam olduğunda herşey görmek zorunda kalmayız. Canımızın istediklerini, kalbimizin hissettiklerini, kısacası görmek istediklerimizi görürüz.” Kahve ile en büyük arasındaki fark da budur değil mi rakının. Kahve geleceğe içilir, rakı geçmişe… Bir de bu mereti insan neyi eksikse ona içer. “Şerefe” içilmez o yüzden rakı bana göre. Eksik neyimiz varsa; ona o zaman.

Din de bazen tinerdir!

”Sivas’ta Madımak Oteli’ni yakanlar, binayı tutuşturmak için tiner kullanmamışlardı ama camiden, namazdan çıkmışlardı. Ogün Samast, namazdan çıktıktan sonra Hrant Dink’i vurmuştu. Malatya’da Zirve Yayınevi’nde vahşi bir katliam yapan gençler, bunu yaparken kafaları dini olarak doğru bir iş yaptıkları düşünceleriyle doluydu. Danıştay cinayeti zanlısı Alparslan Arslan’ın ekibi, Cumhuriyet gazetesine bomba attıktan sonra namaz kılmaya gitmişti.”

haber.sol.org.tr sitesinden alıntıdır.

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN ANKARA

1. Ankara’da deniz yoktur.Deniz kenarında bir kentte bir şekilde bulunmuşsan,denizi seviyorsan, Ankara’yı kısa vadede sevemeyeceksin. Yine de çeneni kapa,’Ankara iyi güzel de denizi yok abi bea’ kabilinden düşüncelerini kendine sakla,bu muhabbetleri defalarca kez duymuş olan Ankaralılar pek sevencen davranmazlar,sıcak yaklaşmazlar.Baygınlık verirsiniz.Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim.

2. Ankara’yı istanbul ile,izmir ile kıyaslamaya kalkmayın,bu da sevilmez,hele izmir karşılaştırması tiksinti yaratır.Yok kordon vardı yok çiğdem vardı bilmem ne.Gölbaşı’nda denize dökerler adamı Allah’ıma.

3. Ankara’da kış soğuk geçer. Rüzgarı keser, ayazı süründürür. Kalın giyinin, bere ve eldiven edinin; öğlen dışarı çıkıyorsanız ve geç saatlerde dışarda bulunmanız gerekecekse havaya aldanmayın. Coğrafya dersinde karasal iklim için neler söylerdiniz onları hatırlayın. Ya da en iyisi bir gece iliklerinize kadar üşüyün, sonra gece-gündüz sıcaklığı arasındaki büyük farklı anlayın, aynı hatayı tekrarlamayın. Ya da tekrarlayın bana ne ..

4. Çinçin mahallesi denilen yere gece gitmeyin, gündüz de gitmeyin. ‘illa gidecem ben gezerim görürüm hoplarım zıplarım’ diyorsanız, en fiyakalı, en pahalı giysilerinizi giyin, telefonunuzu boynunuza asın, öyle gidin.

5. Ankara’da deniz yoktur. Alışın.

6. Elektronik malzeme, korsan cd falan arıyorsanız kızılay’da vakit kaybetmeyin, Teknosa arayıp kazık yemeyin, maltepe pazarı’nı öğrenin. ‘Ben öğrenciyim abi’ sözünü motto bilin, her alışverişte işe yarar.

7. Öğrenciyseniz, kendi evinizde kalacaksanız, bir şekilde itfaiye meydanı’na gidin, dibine kadar araştırın, az parayla süper ev nasıl döşenir görün. Ya da beni çağırın göstereyim.

8. Atakule’de bir halt yok, boşuna meraklanmayın, Çankaya’ya sırf Atakule için tırmanmayın. Ha eğer ‘ben illa bozkır manzarası görecem edecem’ diyip de gidecekseniz, hemen aşağıdaki Botanik Parkına da uğrayın.

9. Ankara’da deniz yoktur. Deniz aramayın.

10. Metro’ya girin, kaybolun, ama alışveriş yapmayın.

11.Odtü, Bilkent, Hacettepe yahut Başkent üniversitesi öğrencisi iseniz, araba almayın, otobüs ve servisi tercih edin. Eskişehir yolunun her sabah yaşadığı tıkanıkta tuzunuz bulunmasın. Sizin yüzünüzden sınava geç kalmayayım. Lütfen.

12. Banliyo trenleri güvenlidir, çekinmeyin kullanın. Sincanlı ezik büzük gençlerle muhatap olmayın.

13. Kaybolursanız kimseye asla ve kat’a yol sormayın. Sorduğunuz her yüz kişiden kırkı gitmemeniz gereken yönü, otuzu bambaşka bir tarafı gösterir, Kalan otuz da bilmiyorum abi ben buraların yabancısıyım der. Karanfil sokak’ta sağlık bakanlığı nerede diye sorarsınız, adamı Kocatepe Camii’ne çıkarırlar, yapmadıkları şey değildir. Harita edinin.

14. Odtü’lü değilseniz, Odtü kampüsüne girmeniz, Alcatraz’dan kaçmanız kadar meşakkatli bir meseledir, bunu bilin. Israrcı iseniz, risk alın ve Güvenpark’tan kalkan Odtü minibüslerinden birine binin, kampüse girişte kimlik soran görevli minibüse girdiğinde, kendinizden emin bir şekilde adamın gözlerine ‘sen benim kim olduğumu biliyor musun’ bakışı atın. İşe yarayabilir. ( ne yaparsanız yapın, gerekirse ormana dalın girin ama kimlik diye topkek ambalajı, kupa sekizlisi göstermeyin)

15. Ankara’da deniz yok. Yok ulan işte, yok!

16. Ulus pek sevilen bir yer değildir. Eski meclis binasının burada bulunması Ulus’u güzel kılmaz. Zamanla göreceksiniz ki, Ulus’u hiçbir şey güzel kılmaz, kılamaz; olabilemez. Ulus’tan ve arka sokaklarından uzak durun.

17. En popüler buluşma mekanları olan kızılay gima’yı ve Dost Kitabevini’ni öğrenin.

18. Tunalı Hilmi caddesi demeyin. Ankaralılar -muhtemelen Hilmi’nin güzel bir isim olmadığını düşünüyor olduklarından- direkman Tunalı derler. Siz de Tunalı diyin.

19. Ankaragücü taraftarı çirkef ve kalabalık, gençlerbirliği taraftarı az sayıda ve enteldir. Kalabalık bir Ankaragücü taraftar grubu görürseniz sakının. Laf atarlarsa karşılık vermeyin. Tek kişi bile olsa, iki dakika içersinde sürüyle adam toplayıp peşinizden koşturabilir. Büyükşehir Belediyespor’un taraftarı yoktur, olduğunu iddia eden olursa gülün geçin. Nanik yapın.

20. “Boş yere ağlama, kalbini bağlama, Ankara kızlarına” şarkısını öğrenin, sık sık söyleyin.

21. Ankara’da en güzel mevsim sonbahardır. Tadını çıkarın.

22. Trafikte taş düşemez ama milletvekili çıkabilir. Kırmızı ışıkta sizi bekletebilir. Hazırlıklı olun.

23. Gazi Üniversitesi’nin İİBF dışındaki bir fakültesine gidecekseniz temkinli olun, eli tespihli takım elbiseli tiplerle saçınız, sakalınız, küpeniz üzerine bir konuşma yapmaya hazır olun. Adamlarla papaz olmayın.

24. Gece ondan on birden sonra sokaklarda kimseciklerin kalmaması normaldir, kimyasal bomba neyin atılmamış, insanlar sığınağa kaçarcasına bir anda ortalıktan kaybolmamışlardır, olağan bir durumdur bu. Sakin olun, panik yapmayın.Henüz işin başındayken aklınızı başınıza devşirip uzaklaşmanız gereken şehirdir.

25. Cadde ortasında düğün dernek görürsen şaşırma, bilmediğin Ankara havalarında da oynama.

26.Nerde olursanız olun aşağıya doğru indiğinizde Kızılaya çıkarsınız. Pekçok yere yürüyerek gidebilirsiniz, kaybolmak gibi bir şansınız yoktur, bunu unutmayın. “Aha nerdeyim lan ben?”dediğinizde Ulustasınızdır, panik yapmaya gerek yok, Bentderesine doğru gitmediğinizden emin olduktan sonra, hızla metroya ulaşabilirsiniz, müzelerin biraz aşağısındadır. Büyük Tiyatroyu sorup, entel görünümüne girmeyin, itfaiyeciler çarsını sorun, kimse sizi kandırmasın. Samanpazarı da olabilir. Ulus dışında Ankarada hiçbir yerde absürd bir durumla karşılaşmazsınız.

27.Etrafınızda, gözünüzü nereye çevirdiyseniz bir robocopa çarptıysa Kızılaydasınız demektir.Eylem yapılacak anlamındadır bu. Korkmayın. yine, bir avuç eylemci için 4 otobüs robocop, çevik kuvvet inmiştir.Bu kadar polisi nereye göndersin kardeşim bu devlet?! Mantığıyla öyle bakınır dururlar o polisler.

28.Ankarada güz bambaşkadır. Özellikle, kalabalığı seviyorsanız, Yüksel Caddesinde, tenhalığı seviyorsanız, Bahçeli 7. cadde hariç her caddesinde ve Tandoğanın ara sokaklarında turlarsanız, bir aylığına bu şehri sevebilirsiniz belki.Onun dışında bürokrasi hemen her zaman kendisini hissettirir de bir tek Sakarya caddesine uğramaz gibi gelir bana. Sakarya da olmasaydı, Ankara hiç çekilir miydi? Bence hayır.

29.Ankara melankoliktir, Ekim güzeldir.

30.Ankaradaki yürüyen merdiven adabında acelesi olmayan vatandaş sağda dursun diye bir kural yoktur. Yürüyen merdivene binecekseniz yürümeyin, durun zira merdiven zaten sizin için yürümektedir.

31.Kavaklıdere, Ayrancı mevkilerine belediye otobüslerine bindiğinizde fark edeceksiniz ki otobüsün yaş ortalaması 65-70 civarlarındadır. Korkmayın takım elbiselerle otobüse binmenize gerek yok herkes öyle biniyor diye.

32.Genelkurmay önünde ayakkabınızı bağlamak üzere durmayın. Makinalı tüfek doğrultuyorlar.

33.”Hocam”a alışın, bu lafı duyunca kendinizi hoca gibi hissetmeyin. bir Ankara klasiğidir, özellikle üniversite kampüslerinde güvenlik görevlileri öğrencilere, taksi şoförleri güvenliğe, büfeciler büfecilere, kısaca herkes herkese hocam der. Ayrıca taksi şoförü üniversiteli olduğunuzu anladığı anda hocam diye hitap eder size. Hoca değilsiniz, Ankaralısınız.

34.Dost deyince konur sokak’taki Dost kitabevi değil, Karanfil’deki anlaşılmalı. Aman ha, arkadaşınızı fıtık edersiniz sonra yanlış yerde bekleyip.

35.Aoç belediye başkanının insafına bırakıldı ya da bırakılması kuvvetle muhtemel. Bozulmadan son bir kez gidip görün. kokoreç yiyin. Şençam köftesinden tırtıklayın. Dondurma tüketin. Çiçekçileri gezin.

36.Harikalar Diyarı, zart zurt gölü Ankaranın tarihi yerleri değildir. Aldanmayın.

37.Odtüden Bahçeliye giderkenki yolun ortasındaki gökkuşağı adlı yapının ne ayak olduğunu sormayın boşuna. Bilene rastlamadım.

38.izmirliler, istanbullular diğer bütün vatandaşlar gibi kardeşimizdir ama gelip de “buranın denizi yok, akşamları dolmuş olmuyor, istanbulun gözünü seveyim, ne modern şehirmiş meğer bik bik bik” diye trip atanlar sevilmezler pek. Yoksa istanbul, izmir şahane şehirlerdir itirazımız yok.

39.Kızılaydaki Yapı Kredi binasındaki leyleklerin niye birinin yan yan diğerinin de kanatlarını farklı frekanslarda çırparak uçtuğu üzerine kafa yormayın. Biz yorduk yararını görmedik.

40.Kızılay’da herhangi bir caddede karşınıza “abi ben türev integral biliyorum; bak bi soru sor, bilirsem bi selpak al, bilemezsem ben sana bi tane bedava vericem” diyen bir çocuk çıkabilir. Kendisi türev integral bilen selpakçı çocuk’tur. Süperdir o. Bikaç soru sorun, bilse de bilemese de birkaç selpak alın. Bi işe yarayın.

41.Eski Akköprü migros, yeni adıyla Ankamall olan mekanın adıyla ‘mal’ esprisi yapmayın. Yeterince yapıldı.

42.Ankara’da hâlâ deniz yok…

43.Her ne kadar tüm midyecilerin mardinli olduğu gibi bir iddia varsa da ; Sakarya’da, SSK işhanı köşesindeki bir midyeci tuncelili, mado köşesindeki bir diğer midyeci batmanlıdır; bütün midyeciler mardinlidir iddiasını Ankara’da dile getirmeyin.

44.Nuh’un ankara makarnası’nın Ankara’yla tek alakası, bu şehirde üretiliyor olmasıdır. Ankara’nın meşhur yiyeceklerinden biri, kesinlikle nuh’un ankara makarnası değildir. Belki armut olabilir. Vahim bir hata yapıp, memlekete dönerken eşe dosta hediye mahiyetinde makarna almayın, rezil olmayın. .

45.Metroda turnikeleri geçtikten sonra, önünüze çıkan ilk merdivenden aşağıya inmeyin. iki merdiven, farklı istikamette işleyen metrolara inmektedir; olur da kazara yanlış yere inerseniz; hele ki bunu gece yarısı, metronun son seferinde yaparsanız; kendinizi dikimevi yerine aşti’de bulabilirsiniz. Çok feci bişi bu. . Yine de panik yapmayınız, aşti taksicileriyle gece tarifesi açmamaları, hatta taksimetreyi hiç çalıştırmamaları üzerine bir pazarlık yapabilir .

46.Eğer öğrenciyseniz Tunalı (bkz: tunalı hilmi caddesi) - Arjantin (bkz: Arjantin caddesi) tarafına takılmayın, yok “ben illa oralaları görecem” diyosanız da sadece gezin, sakın bi yere oturup bir şeyler söylemem gafletinde bulunmayın, hesap ile beraber kazığı getiriyorlar.

47.Kızılay her zaman gezinmek için zevkli bir mekandır, hem bir kafe vb. mekanda oturmanız gerekmez, konur sokak’ta imge kitabevi’nin önü, (eskiden millet konur dost’un önünde de otururdu ama orayı kapattılar şimdi) Yüksel caddesindeki ağaçlık kısım, ilkokulun önü; yere oturmakla ilgili sorununuz yoksa Karanfil dost’un önü gibi mekanlarda oturup vakit öldürebilirsiniz, civar simitçilerden simidinizi, gezinen çaycılardan da çayınızı alıp öğrenciye yaraşır bir menü ile karnınızı doyurabilirsiniz, hem de çok iyi bir fiyata.

48.Gidilmemesi gereken yerler listesinde birinci sırayı çinçin bağları alır. Zinhar uzak durun, adamı çiziverirler… Ankaragücü’nün çapulcu taraftarı buradan çıkar, sakın, 5 kilometre ötesine bile yaklaşmayın bu semtin. Ulus gene gidilmesi sakıncalı semtlerden biri olabilir, tinercisi var, ayyaşı var, akıllı olun, çizmesinler…

49.Alışveriş merkezleriyle aranız iyiyse Söğütözü’ndeki Armada,Batıkentte Acity,Eryamanda Optimum, Akköprü’deki Ankamall (gayrıresmi adıyla büyük migros) ve Bilkent’teki adını hatırlayamadığım alışveriş merkezi (bilkent plaza’da) gezilebilecek yerlerdir, eğer yolunuz düşerse çayyolu’ndaki Arcadium’a da göz atabilirsiniz…

50.Odtü’ye girmek zordan ötedir, çok zordur, ben Odtü’lü olmadığım için başka bir arkadaşa havale ediyorum giriş taktiklerini. Ankara üniversitesi Tandoğan kampüsü’ne girmek kolaydır ama içeride bi iey yoktur, çayır çimen yeter bana derseniz buyurun. Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü ise Tandoğan’dan daha kötüdür, gezmek için değil, kütüphaneleri için, gelinir, bir de öğrenciler uğrar ara sıra… onun dışında takılmayın.

51.Ben metalciyim ağa” diyorsanız, Engürü Pasajının alt katındaki rock store, (numan abi işletir) Kök Çarşısındaki Zıd Müzik, (tolga abi işletir) hemen karşısındaki full ve karanfil pasajındaki metal news ve hayri müzik, işinize yarayacak mekanlardır; ammaa eğer yarın birgün gidip de rock store’daki van halen dvd’sinin yerinde olmadığını görürsem çizerim, param olunca ben alıcam onu!

52.Bahçelievler 7. caddeye asla gitmeyin.Tabi orda son model arabalarını altına alıp müziğin sesini sonuna kadar açan ve daracık caddeyi birkaç kez dönüp dolaşarak işgal eden gençleri görmek istemiyorsanız…

53.Gençlik Parkı Atakule ya da Harikalar Diyarı gibi mekanlara aldanmayın.

54.Sıhhiye Ulus gibi mekanlarda çantalarınıza sahip çıkmanız tavsiye edilir.

55.Kaliteli konser izlemek istiyorsanız Saklıkent’ten şaşmayın.

56.Marka giyerim pahalı mekanlara takılırım derseniz doğru Tunalı Hilmi ve Bahçelievler’e…

57.Eğer pasonuz yoksa metro veya ankaray’a binmek için kart alırken sakın öğrenci kartı istemek gibi bir hataya düşmeyin aksi takdirde uzun bir tartışmaya girersiniz..Hiç lüzumu yok.

58.Anıtkabire tandoğan metro girişinin orda yukarı doğru çıkan bayırdan gidilir.

59.Ulus’taki tren garını Ulusta aramayın fazla, Tandoğan metrosundan inin, Tandoğan kapalı çarşısı var, ordan dimdirek gidin gardasınız.

60.Karnınız acıkırsa tabldotçularda yiyin. Çok ucuza karınınızı doyurursunuz. Tavuk döner yemeyin martı etinden yapıyorlar diyenlere biraz gülün ama şunu da unutmayın her köşe başında midye satılıyorsa martı da bir yerden çıkabilir, hala araştırıyorum.

61.Aştiye gidince kafanızı kaldırıp meraklı gözlerle etrafınıza bakmayın, biri kolunuza girip bilet satmaya çalışabilir.

62.Fazla alışmayın sonra kopması zor oluyor.Zordur.kara şehirlerini sevmek hep zordur.Arkanı dönüp kaçabileceğin bir deniz yoktur.Herşeyiyle gri bir şehirdir,erken uyanır,bürokrattır,kravat takar,yaşlıdır,aksidir ama içinde hep bir çocuk barındırır ve onun içinde oynadığı Kızılaydan başlayıp Arjantin caddesine uzanan bir oyunparkı da vardır hani…

63.İnsanı yorar…aşkı bile yorar çünkü Ankarada aşık olmak bile zordur.

64.Heryerde bakan, milletvekili görmeyi beklemeyin. 26 senedir Ankaralıyım. Ben daha hiç bir siyasiye rastlamadım.

65.Bir de insanı alıştırır kendine Ankara.. Bi bakarsınız denizi olan şehirlerdesiniz ve fakat o “gri” şehri arıyorsunuz.. Bi de Ankarada büyümüşseniz o hava siner üstünüze Ankaralı oluşunuz heryerden anlaşılır.. Böyle acayip bi şehirdir ve tarafımdan yoğun bi halde sevilmektedir..

-alıntıdır-

Bir arkadaş sağolsun benim Twitter’da  cümleleri alıp böyle alakasız fotoğrafların altına yapıştırıyor. Bari boşa gitmesin ben de sizinle paylaşıyım. Cümlenin orjinalini de vereyim bari de sonra yanlış anlaşılmalara sebep olmasın
https://twitter.com/#!/TheGodJr/status/159717553680293888

Bir arkadaş sağolsun benim Twitter’da  cümleleri alıp böyle alakasız fotoğrafların altına yapıştırıyor. Bari boşa gitmesin ben de sizinle paylaşıyım. Cümlenin orjinalini de vereyim bari de sonra yanlış anlaşılmalara sebep olmasın

https://twitter.com/#!/TheGodJr/status/159717553680293888

“Gitmek, bir coğrafya değişikliği değildir senin için. Senin için ve kimse için.
Ve gidersin, gitmen ikametgâh kaydını tutan mahalle muhtarı dışında kimseyi ilgilendirmez. Arkandan sallanan birkaç el, sen sanki hiç olmamışsın gibi yaşamaya devam eder. Arkandan dökülen su buharlaşmadan, buhar oluverirsin hatıralarda. Vardığın şehir, geldiğini fark etmez; ardında bıraktığın şehir gittiğini fark etmediği gibi.
Ve gidersin, hep aynı yerde kaldığın halde”

MASALLARIN BİTTİĞİ YERDE, HAYAT BAŞLAR

Her masalın ,her söylencenin uzun uykusunda bir uyanma vakti vardır.Ve o gelmeden girişilen her eylem bir serüven yalnızlığı olarak kalır.Öyle anılır.
Ve yüzyıl sonra vadesi erişip bir prens çıkmış ortaya.Masalın ve yüzyılın kendisine verdiği bu görevi seve seve üstlenmiş; zaten uyuyan güzel hakkında yüzyıldır söylenegelenlerin etkisinde daha onu görmeden deliler gibi tutulmuş ona.Kendisine verilmiş misyona mı,uyuyan güzele mi aşık olduğunu ayıredemeyecek kadar toymuş o zamanlar.Böylelikle hayranlığın ,sevginin,sevdanın,aşkın,cinselliğin ve beraberliğin bir kulak dolgunluğu olduğunu birkez daha görüyoruz “Bizim”sandığımız birçok duygunun,düşüncenin,değerin ve doğrunun içimize usul usul işlenmiş bir kulak dolgunluğu olduğunu…
Ve prens dudaklarında yüzyıldır beklettiği öpücüğüyle birlikte saraya doğru
yollandı.
Masalına kahraman olma zamanı gelmişti.

Prensesin odasına geldi.Prenses uykusunun içersinde batık bir gemi gibi gizemliydi.Uykusuyla bütünlenmiş güzelliğine,efsanesinin güzelleştirdiği yüzüne uzun uzun baktı Prens.Çok uzaktan ,çok uzaklardan,tam yüzyıl sonrasından baktı.
Sonra kararını verdi:
Aradan yüzyıl geçse de uyandırmayacaktı onu.
O gün gelse de.
Uyandırdığında bu sevdanın,bu büyünün,bu tılsımın bozulacağını biliyordu çünkü; bir bakış,birkaç söz,bir dokunuş herşeyi bozacaktı.Sevmek suskunluktu, sevmek kesin sessizlikti,sevmek uzaklıktı,sevmek dokunamamak,erişememek, sevişememekti.
Ya da yüzyıldır böyle öğretilmişti sevmek.

Gözlerini açar açmaz ,yüzyıldır gördüğü düşlerin anımsayamadıklarından ve o düşlerin tümünden,sızıya benzer bir duygu olacaktı kalakalmış olan. Biliyordu bu sızı hep olacaktı.Kaldı ki,o düşlerin tümüne eğemen olan ortak motifler,zaman zaman,yani yaşadıkça;yaşamını,ilişkilerini yoklayacaktı elbet. O düşlerin tümü anımsanmak içindi.Sonsuz bir anımsayıştı herşey;anımsayış ve unutuş.Ömrünün bundan sonrası düşlerinde gördüklerini yaşamakla geçecekti.İnsan uzun uykulardan sonra yalvaç bir yalnızlığa uyanıyor.

Aradan yüzyıl geçtikten sonra hiçbir uyanış mutlu olamaz.

Benim için artık çok geç kalmış bir sevgi bu,ben seversem yüzyıl öncesinin sevgisiyle seveceğim,o severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle sevecek.Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor.Bir öpücük,yalnızca bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi?
Sevgi,
Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü…
Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında,ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır.Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu.Onu uyandırmaktan korkuyordu.
Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.Çünkü arada o orman, o karanlık,o geçit vermez,o giz olmayacaktı artık.İşte odasında duruyordu.
Duman inceliğinde bir boşluk dolanıyordu yüreğini.

Arada ne ormanın, ne de yüzyılın karanlığı olmadan onu nasıl sevebilirdi?Bu kadar büyük sorumluluğu yüklenebilirmiydi?Sevmenin zahmetini,birlikte omuzlanacak olan zahmeti yüklenebilirmiydi?

Paylaşmaya,tartışmaya,özveriye,anlayışa gereksinen iki kişilik ilişkiyi
göğüsleyebilir,götürebilirmiydi?
Sevmek imkansızlıktı.

Kendimizde beslediğimiz,kendimizde büyüttüğümüz,kendimizde saklı duran bir şeydir sevmek.O hep bizdedir,bizledir,usul usul biriktiririz onu,içimizde yığılı durur.Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün bu duyguları o taşımıştır bize.

Sevmek,kendi kendimizi büyülemektir; kendi kendimize yaptığımız büyü.
Oysa yeniden başlayacaktır arayışlar,pişmanlıklar,yanılgılar.Herşey “tamamlanmak” içindir.Çoğu kez ölümün tamamlayıcı ellerine dek aynı umut, aynı arayış,aynı çırpınış ve aynı perişanlıkla sürükleniriz.
Gözümüz arkada kalmıştır.

Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil,masalını seviyordu Prens.

Masalın bittiği yerde hayat başlar.
Murathan Mungan